Yılmaz’ means ‘dauntless’. ‘Argüden’ means ‘honorable’ and is pronounced as ‘argue then’, as in the phrase “if you don’t agree, argue then.”
  • Beni Takip Edin
  • Follow Me
Stratejist, Yönetim Kurullarının DoktoruYaşamda anlam, sorumluluk üstlenerek kazanılır Strategist, Governance Guru

BÜMED

Boğaziçi Üniversitesi mezunlarının üniversiteye sahip çıkma ve destek verme misyonu etrafında örgütlenmesi hedefiyle Yönetim Kurulu Başkanlığını üstlendiği BÜMED’in kurumsallaşmasına, mezunları bir arada tutacak tesisler kazandırılmasına ve “sivil toplum destekli üniversite” modelinin uygulanmasına katkıları oldu. BÜMED’in kurumsallaşma çalışmaları Sivil Toplum Kuruluşları kategorisinde ilk Ulusal Kalite Başarı ödülü alan mezunlar derneği olarak taçlandırıldı.

BÜMED Misyon

Boğaziçi Üniversitesi, öğrencileri, öğretim üyeleri ve mezunları ile Türkiye’nin önde gelen kurumlarından birisidir.

Boğaziçi Üniversitesi’nin kendisini dünya standartlarında bir boyutta geliştirebilmesi ve Boğaziçi camiasının ülke standartlarının yükseltilmesine katkıda bulunabilmesi için tüm Boğaziçililere önemli görevler düşmektedir.

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin Misyonu, mezunları birbirleri ile sürekli bağlantı içinde tutmak; Boğaziçi Üniversitesi’nin uluslararası platformda önde gelen bir eğitim ve araştırma kurumu olması yönünde atılacak adımlarda mezunların üzerine düşecek görevlerin organize edilmesini ve yerine getirilmesini sağlamaktır.

Melih Arat, Değişimin Lideri kitabından alıntı

Boğaziçi Üniversitesi Mezunlar Derneği’nde neler yaptık? Öncelikle başarının her zaman bir takım işi olduğunu vurgulamak isterim. Ben bu konuda hazırlıklı ve nitelikli arkadaşlarla çalışma fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Derneğin üçüncü Yönetim Kurulu Başkanı olduğumda, Derneğin doğru düzgün bir tesisi yoktu. Bütün mezunlara güven verecek işler yapmaya çalıştık; ondan sonra tesis için beş bin kişiden para topladık. Elimizdeki bütçeyi derneğe profesyonel yönetici getirmek ve tanıtım için kullandık. Eğer kaynaklarınızı doğru yere harcarsanız, istediğiniz sonuçlara ulaşıyorsunuz.

Özellikle gönüllü kuruluşlarda, yönetim kurulunda insanlar haftada bir, ayda bir ya da iki kere toplanır ve sonuç alınamaz. İşleri ancak profesyonel bir kadro yürütebilir. İcra kurulunu, aynı anda başka alanlarda çalışan kişilerden oluşturursanız, işler eksik yürür ve gerekli uyum da sağlanamaz. Dolayısıyla, profesyonel bir kadro kurmak zorundasınız.

Dernekte dört yıl başkanlık yaptım; her faaliyetimizi paylaşılan misyon doğrultusunda yürüttük, büyük bir tesis kurduk. Tesisin bittiği gün hem iç denetim, hem dış denetim raporlarını sunarak, herkes parasının nereye harcandığını görsün diye 2 bin 500 kişinin katıldığı bir davet verdik. Bununla da kalmadık, mühendislik denetimi de yaptırdık. Bütün bu denetimlere para harcandı. Bu denetimlerin yapılması nedeniyle insanlarda öyle güven oluştu ki, mezunlar çok daha fazla mali destek vermeye başladı. Önemli olan, güven unsurunu oluşturmaktı. Arkasından Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Üniversite için örnek bir yurt yaptırdı.

Sivil Toplum Destekli Üniversite

“Yalnızca eğitimli kişiler gerçekten özgürdür.” Epictetus

Çağımızda eğitimin önemi gün geçtikçe artıyor. Sadece daha yüksek katma değer yaratan işlerde çalışabilmek için değil, aynı zamanda toplumsal konuların çözümlerinde söz sahibi olabilmek için de eğitim önemli. Ülkemizin belki de en önemli avantajlarından birisi, ailelerin çocukların ve gençlerin eğitimine kaynak ayırmaya duyarlı olması. Nitekim, ülkemizde bir dershane sektörünün gelişmiş olması ve özel ders verenlerin gelir durumları, özel okulların gelişmekte olması bu duyarlılığın birer göstergesi.

Ancak ülkemizdeki gelir dağılımı, özellikle üniversiteye hazırlık döneminde fırsat eşitliğinin sağlanmasını güçleştiriyor. Dolayısı ile üniversiteye girebilenler ağırlıklı olarak daha geniş imkanlara sahip kesimlerden gelenler oluyor. Diğer taraftan, ülkemizdeki üniversitelerin çoğu devlet üniversitesi ve devlet, üniversitelerin finansmanını sağlayarak aslında toplumun nisbi olarak daha zengin kesimine sübvansiyon sağlamış oluyor.

Aynı zamanda üniversiteye olan talebin yüksekliği nedeniyle devlet, sınırlı kaynaklarını, az sayıda üniversitede eğitimin kalitesini artırmaya değil, daha çok sayıda üniversite açmaya ayırmak durumunda kalıyor. Kısıtlı bütçelerle çalışan devlet üniversiteleri özellikle yeni kurulan vakıf üniversiteleri karşısında rekabet güçlerini kaybetmeye başlıyorlar. Hem öğretim görevlilierine yeterli maddi imkan sunamıyor, hem de araştırma yapmak ve bilimsel toplantılara katılmak için yeterli kaynak ayıramıyorlar.

Dünyadaki gelişmeler incelendiğinde, yüksek eğitim kurumlarının finansmanında dört kaynak kullanıldığı görülüyor. (1) Devlet kaynakları, (2) öğrencilerden alınan ücretler, (3) özel bağışlar, (4) sanayi için yapılan araştırma projelerden elde edilen kazançlar. Hem vakıf üniversiteleri ile, hem de dünyayla rekabet edebilmeleri için devlet üniversitelerinin kaynaklarını artırmalıyız. Bunun için devletten daha çok istemek yerine, diğer üç kaynağın üniversite gelirleri içindeki payını artırmak gerekiyor.

Bunun için atılabilecek adımlar var: Öncelikle, öğrencilerden alınacak harç miktarları, verebilenlerden alınmak koşuluyla, özel okullar seviyesine çıkarılmalıdır. Bir başka adım, devletin sağladığı finansmanın en azından bir kısmının, dar gelirli olup üniversiteye girebilen gençlerin harç karşılığı olarak, başka bir değişle bu öğrencilere burs olanağı yaratmak amacıyla, üniversitelereyönlendirilmesidir. Ayrıca, özellikle eski mezunların bağış yapmalarını sağlamak için, onlara da yönlendirme ve denetleme süreçlerine katılım olanağı tanıyan bir kurumsal yapılanmaya gitmek gerekiyor. Örneğin, bir mütevelli heyeti kurulması gibi. Böylelikle, bilim yuvalarının sadece devlet tarafından değil, aynı zamanfda sivil toplum tarafından da desteklenmesi sağlanabilir. Akademik kadronun gerek uluslararası standartlara uygun olarak yayınlanan ve aynı zamanda özel sektörün teknolojik gelişimine faydalı olacak araştırmalar yapmasının teşvik edilmesi de, ülkemizin bilimsel ve teknolojik açıdan gelişmesine yardımcı olacaktır.

Bir ülke için en değerli varlık eğitilmiş insan gücüdür. Dünyayla rekabet edebilmek için dünyadaki başarılı örneklerle kıyaslama yapmalı ve iyi uygulamaları benimsemekten çekinmemeliyiz. Üniversite sistemimizin gerek kaynak, gerekse performans yönetim sistemleri açısından geliştirilmesi, ülkemizin eğitilmiş insan gücünün dünyayla rekabet edebilir düzeye gelmesine önemli katkıda bulunacaktır.

Dr. Yılmaz Argüden

Olduğun gibi görün, Göründüğün gibi olMevlana